25 Haziran 2019 Salı
Yüksel Yılmaz

Yüksel Yılmaz

sijoyukselyilmaz@windowslive.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Ümmetin kafası neden karıştı? (11)

Yüksel Yılmaz

27 Mayıs 2019 tarihli yazısı

Hadis naklinde yazılı kültür geleneğinin sanıldığın aksine daha erken dönemlerde başladığı ve dolayısıyla hadis kaynaklarının şifahi aktarımlara değil, yazılı kaynaklara dayandığı temel tezi üzerine kurulduğunu göstermeye çalışan Fuat Sezgin’in kitabına da geleceğiz. Goldziher’in hadis literatürünün gelişimi hakkında hadis mecmualarının başlangıç tarihlerinin hicri ikinci asrın ilk yarısı olduğu ve bunların da tenkit süzgecinden geçirilmemiş ve tasnife tabi tutulmamış şifahî rivayetlere dayalı koleksiyonlar olduğu tezine hadis literatürünün asıl gelişiminin sahabe ve erken tabiîn döneminde hadislerin sahife veya cüz’ denen defterlere yazılması, dağınık olarak kaydedilmiş malzemenin hicri birinci asrın son çeyreği ve ikinci asrın ilk çeyreğinde bir araya getirilmesi ve takrîbî H. 125 senesinden itibaren hadislerin muhtevaya göre düzenlenmiş bâblara tasnif edilmesi ne kadar sağlıklı haberlere sahip olunduğuna delil teşkil etmez.

 

Buhari’nin hadislerinin tümünün bizzat çaba göstererek kaynağından toplanmadığı ve birçok hadis için hazıra konduğu düşüncesi akla şu soruları getirmektedir: Kimler kimlerden nasıl hadis toplamıştır? Buhari’nin bizzat topladıkları hangileri, hazıra kondukları hangileridir? Kendileri güvenilir mi güvenilmez mi olduğu tartışılacak bir veya birkaç kişi Buhari hakkında “titiz” dese bile Buhari’nin hazır olarak aldığı hadisleri yazanlar da titiz miydiler? Goldziher’in Buhari hakkında yanılması, Buhari ve kaynaklarının yanılmaması anlamına gelir mi? Sahabe ve erken tabiîn döneminde hadislerin sahife veya cüz’ denen defterlere yazılması (kitâbetü’l-hadîs) dönemdeki siyasi çalkantılar, müslümanların müslüman kanı dökmeleri, fitne ve kargaşalar dikkate alındığında, güzide halifelerin dahi şehid edilmeleri, Resulullahın eşinin ayrı yeğeninin ayrı yol tutacak kadar tefrika ve gerilimin tavan yapması, ridde olayları gibi fitnenin kol gezdiği vakıaların yaşanması Buhari’den önce yazılmış dahi olsa rivayetlerin sıhhatini etkilemez mi? Dağınık olarak kaydedilmiş malzemenin hicri birinci asrın son çeyreği ve ikinci asrın ilk çeyreğinde bir araya getirilmesi (tedvînü’l-hadîs) mihne-haşeviye fitnesi dikkate alındığında ne kadar sağlıklı olabilir? Dağınık olan bilgiler sahih olmadıktan sonra bir araya gelseler ne olur gelmeseler ne olur? H. 125’lerden itibaren hadislerin muhtevaya göre düzenlenmiş bâblara tasnif edilmesi sahih olmadıktan sonra neye yarar? Sonuçlar yani eldeki veriler dikkate alındığında Kurana ve akla aykırı bunca hadisin mevcudiyeti söz konusu ettiğimiz dönemi açıklayıcı değil midir? Kan gövdeyi götürürken, fitne kol gezerken, müslüman müslümana “kâfir” derken; ilmin naklinde rivayet metotlarının varlığından, bunların hangi anlamları içerdiğinden, ilintili olduğu lafızlar, yazılı literatürle ilişkilerinden hadislerin ezberlenmesinden, semâ‘ ve kıra‘atın da yazılı doküman gerektirmesinden, söz etmek sizi tatmin ediyor mu? Müellifin hadislerin tedvîninin mebdei hususunda geleneksel çizgide durarak bu işi ilk yapan kişinin İbn Şihâb ez-Zuhrî (H. 51?-124? yani ö.742?) olduğunu ifade etmesi neyi değiştirir?

 

İbn Şihâb ez-Zuhrî isimli şahsa “tabiun” diyemedikleri için “tabiunun küçüklerinden” denilmekte olup, bu zatın doğum tarihi hatta ölüm tarihi bile kesin değilken çalışmalarının kesinliğinden söz etmek tatmin edici değildir. Yine de rivayetlere bakılırsa Ebu Hanife (699-767) ile aynı çağda yaşamış olmalıdır. Fakat bu zat maalesef Ebu Hanife gibi siyasilere baş kaldıran bir yiğit olamamış, devleti sürekli borçlandıran Emevi halifelerinden Abdulmelik b. Mervan ve Hişam b. Abdulmelik’le gayet iyi geçinmiş…

 

Karışık bir dönemde yaşamış. O çok iyi geçindiği halife adayı Abdulmelik b. Mervan, Sahabe Zübeyr bin Avvam’ın oğlu rakip halife adayı Abdullah bin Zübeyr ile savaşmış. Çok Müslüman kanı akmış. İsyanlar kol gezmiş… İbrahim bin Malik el-Eşter peşine taktığı müslümanlarla, 685’te Abdullah bin Zübeyr’in başında olduğu müslümanları Kûfe’de kılıçtan geçirmiş. Ertesi yıl da Abdülmelik’in kendisine karşı gönderdiği Müslümanları onlar kılıçtan geçirmişler. Abdullah bin Zübeyr’in kardeşi Musab, Muhelleb bin Ebu Sufra ile birleşerek, Muhtar’ı Harura’da mağlup ederek Müslümanlarla Müslümanları kılıçtan geçirmiş (687). Küfe kalesine kapanan Muhtar, dört aylık bir kuşatmadan sonra ele geçirilerek ya öldürüldü yahut şehid edildi. Ölen de öldüren de Müslüman olunca şehid deyip diyemeyeceğimizi de bilemiyoruz. Şu hale bakın. Sıra Mekke’deki rakip halifenin Irak’taki Müslüman nüfuzunu kırmaya gelmiş. Abdülmelik bu maksatla 689’da Dımaşk’tan hareket etmişken, Amr bin Said’in baş kaldırması üzerine geri dönmek zorunda kalınca merkezdeki isyanı bastırmak için arkasındaki Müslümanlarla karşısındaki Müslümanları öldürüp, 690’da yine Musab üzerine hareket etmiş ama karşılıklı çok sayıda Müslüman öldüğü halde kesin bir sonuç elde edemeden geri dönmüş. Ertesi yıl büyük bir ordu ile Irak’a hareket etmiş. Musab’ın Müslüman kuvvetlerinin bir kısmı karşı müslümanlarla mücadele ettiği için, zayıf bir ordu ile onu karşılamış. Dicle sahilindeki Maskin’de yapılan savaşta Musab öldürülmüştü veya şehid edildi. Böylece Müslüman kanıyla Irak tamamen Emevi devletinin hâkimiyetine girmiş. Abdülmelik için geriye sadece Mekke’deki sahabe Zübeyr’in biricik evladı Abdullah bin Zübeyr kaldı. Abdullah’a karşı, Musab ile yapılan muharebede çok sayıda Müslüman kanı akıtan ve sonraları acımasızlığından dolayı “Zalim” lakabıyla anılan Haccac bin Yusuf’u göndermiş. Haccac, Mekke’nin kutsallığına bakmaksızın şehri mancınıklarla dövmüş. Kaleleri yıkan mancınıkların Müslümanları ne yapacağını artık siz düşünün. Sahabe oğlu Abdullah onlara göre öldürüldü bunlara göre şehid edildi (692). Böylece bütün rakiplerini ortadan kaldıran Abdülmelik, İslam âleminin zorla tek halifesi olmuş. Abdülmelik zamanında Sicistan valisi Abdurrahman bin Muhammed bin el-Eş’as’ın 701 yılında Haccac’ın tahakkümüne dayanamayarak ayaklanmasıyla çok Müslüman kanı akmış. 702’de Deyr el Cemacim’de yapılan savaşta Abdurrahman yenilirken de çok Müslüman canından olmuş. Abdülmelik halife olduğu ilk yıllarda Müslüman kanı dökerken Bizans’la bile iyi geçinmiş. Sonra daha da büyümek için Anadolu ve Kuzey Afrika’da Bizans’ı tehdit etmiş. Sanki amaç zulmü engellemek değil de büyümekmiş gibi Bizans ve Berberilere yönelmiş. Fakat her savaş çok müslümanın da kanının akması demekti... Hasan’dan sonra Musa bin Nusayr büyümeyi sürdürmüş. Artık “İslam imparatorluğu” diye bir şey vardı. Din âlimlerine büyük yetkiler tanımış. Hangilerine? Parlak saltanata gık çıkaramayanlara. İşte hadisçi İbn Şihâb ez-Zuhrî’nin iyi geçindiği Abdulmelik b. Mervan’ın özeti. İstersen iyi geçinme. Sonun Ebu Hanife gibi olur…

 

Peki, İbn Şihâb ez-Zuhrî’nin iyi geçindiği diğer Emevi halifesi Hişam Bin Abdülmelik nasıl biriydi? Hemen söyleyeyim: Tarihçiler onu şehvet düşkünü bir ağabeyin yerine geçen mal, servet ve rüşvet düşkünü kardeşi olarak anarlar. Hatta rüşvetin adını ne koymuş söyleyeyim: “Hediye.” Çok da cimriymiş. Kendi üzerine bile yeni elbise almayacak kadar parasına kıyamayan biriymiş. Dışarıdan bakan ve bilmeyen biri bu haliyle onu takva sanıp aldanabilirmiş. Bahçesindeki meyveleri bile kimse yemesin diye hepsini kestirmiş. Ama ölünce geride kalanlar da bu cimri adamın cenazesine bile masraf yapmamışlar. Kefen bulmakta ve cenazenin yıkanması için su ısıtmakta bile zorluk çekilmiş. Bu adamın akıttığı Müslüman kanının da haddi hesabı yok. Fakat konuyu çok dağıtmamak için detaylara girmeyeceğim. Bu halife sadece âlim hüviyetli İbn Şihâb ez-Zuhrî’ye değil Ebü’z-Zinâd’a da ilgi gösterdi. Çünkü o da halifenin işine geldiği gibi fetva veren biriydi. Gaylân ed-Dımaşki ile Ca‘d b. Dirhem gibi Emevi aleyhtarı olanlar ise elbette idam edildiler. Hişâm ensâb konusuna çok düşkün ırkçı denebilecek biriymiş. Kabilelerin neseblerini tesbit için neseb âlimlerini(!) kitap yazmaya teşvik etmiş. Cuma günleri imam minbere çıktığında ezan okunması âdetini de Hişâm’ın başlattığı rivayet edilir (134).

 

KAYNAKLAR:

 

134. Abdülhay el-Kettânî, I, 162.

 

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Ford Medicalpark BasiskeleSanayi
Etçi Beyler konak_dr Davetiyem