21 Eylül 2017 Perşembe
Ozan Özgenç

Ozan Özgenç

oozgenc@gmail.com

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Susan herkesin suçu var

Ozan Özgenç

03 Ocak 2017 tarihli yazısı

Maalesef yeni yıla da eski sorunlarımızı, acılarımızı taşıyarak ve yine hayata karşı ölümün galebe çaldığı terör saldırılarıyla girdik.

İstanbul Ortaköy’deki bir gece kulübüne yönelik terör saldırısı, yitirilen canların arkasında bizi tek vücut toplayacağına, aksine insanlarımız arasında açılan anlamsız hendekleri daha fazla gün yüzüne çıkardı.

Benim için terör saldırısını şu örgüt, bu şahıs ya da hangi gizli aklın yaptığından çok daha önemli olan şey, terörün bu zemini nasıl bulduğu ve bu zeminin nasıl yok edilebileceğidir.

Çünkü gerçek ya da mecazi anlamda her organizma, büyümek için kendisine uygun şartlarda bir yaşam alanı ister.

İşte bugün içinde yaşadığımız ülkenin durumu maalesef biraz da bu. 

Uzun yıllardır iç içe olduğumuz ama son bir yıldır ve özellikle son bir aydır sürekli hale gelen terör saldırılarını,biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekir.

Ne oldu da terör, kendisine bu kadar kolay büyüyebileceği bir yaşam alanı buldu?

Bununla ilgili terör örgütlerinin her biri için ayrı ayrı, siyaset bilimi, ülke ve bölgenin konjonktürel durumu açısından pek çok neden sıralanabilir.

Yukarıda da değindiğim gibi önemli olan PKK, IŞİD, FETÖ, DHKPC ve türlü örgütlerin ne yaptıkları değil, bu alanı nasıl buldukları olmalı aslında.

Bu sorudan yola çıkarak bir yere varmaya çalışıyorum.

En son , yılbaşı gecesi yaşanan vahşi terör saldırısının hangi ortamda meydana geldiğine bakmak, belki bir nebze olsun terörün yaşam alanını anlamamızı kolaylaştırabilir.

***

Bu olay öncesi bir süredir, mütedeyyin, muhafazakar camia sınıflandırmasının biraz, hatta bazen bir hayli ötesine geçen söylemlerin ayyuka çıktığı, bağnaz sayılabilecek bir düşünceyle dışavurulan işlerin çoğaldığı bir süreç yaşadık.

Yılbaşına doğru ise, hem bazı devlet organlarının hem de, olası ki buralardan da yüz bulan, bazı basın kuruluşları, sivil toplum örgütlerinin propagandasıyla, sosyal medyada bu propogandadan etkilenen bireylerin oluşturduğu bir; yılbaşı kutlama düşmanlığı gördük.

Hatta yılbaşını kutlamanın haram, yılbaşını kutlayanların fuhşiyat içinde olduklarını açıkça deklare eden, bir acayip kitle peydah oldu.

Sosyal medyada, sokaklarda noel babayı döven muhafazakar giyimli insanların çizildiği görseller paylaşıldı.

Noel babanın kafasına silah dayayan muhafazakar giyimli insanların oynadığı bir sokak gösterisi yapıldı.

Ve türlü, çeşitli benzeri ötekileştirme hatta ayrıştırma örnekleri görüldü.

Bir ay içinde 100’e yakın insanımızı yitirdiğimiz, sözüm ona birlik ve beraberlik güzellemelerinin yapıldığı bir süreçte, 2017’ye bu gibi acayipliklerle ilerledik.

Peşinden de gece kulübü saldırısı.

Bu olay sonrası temelde ikiye bölünen görüşlerin bir bölümü, yukarıda anlattığım süreç nedeniyle oluşan baskı ortamından böyle bir olayın meydana geldiğini savundu.

Diğer bölüm ise kabaca, Türkiye’nin Suriye’deki politikaları sebebiyle İŞİD ve gizli aklın “ayar verme” hamlesi olduğunu.

***

Başından beri söylediğim gibi kimin yaptığının bir önemi yok.

Burada ana sebep, bu ortamın oluşmasına ses çıkarılmaması ve buradan çıkabilecek olası terör tehdidinin öngürülememesinde yatıyor.

Çünkü bu görsel ve sözlü saldırılara gösterilen müsamaha, ortaya terör için elverişli bir damar daha yarattı.

Bu yüzden ister bu ortamdan etkilenen biri tarafından yapılmış olsun, isterse bu damarı keşfederek kendine yaşam alanı bulan her hangi bir terör örgütü ya da onun üst aklı tarafından, her halükarda teröre elverişli bir zemin oluşturan bu söylem ve görsellere seyirci kalındı.

Bu ayrımcı propaganda, geniş bir hoşgörüden yararlandı.

Tabi bir pay da, bu yaşananlara seyirci kalan ve yapılanlar hakkında suç duyurusunda bulunma cesareti gösteremeyen akli baliğ bireylere, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilere; yani bizlere düşer.

Yılbaşı gecesinin sıradan kutlamalarını fuhşiyat olarak nitelendirenleri de, bir kesimin inançlarını ya da kutsalını ötekileştirenleri de nefret ve ayrımcılık olarak dikkate almaz ve  hukuk önüne çıkarmazsak, patlayan her bomba, bu sığlığa ses çıkarmayan herkesin üzerine kalır.

Bu durum sadece bu olaya yol açan süreçle ilgili değil.

Açılım sürecinde PKK destekçilerine bırakılan aşırı alan ve hoşgörü için de aynı şey geçerliydi.

Ayrımcılık, nifak ya da nefret, adına her ne derseniz deyin, kim tarafından yapılıyorsa yapılsın, yasalar karşısında aynı karşılığı görmezse, terör de, toplumdaki ayrışma da giderek artar.

Burada özellikle STK ve siyasi partilere bu gibi ayrıştırmacı ve ötekileştirici söylemlere karşı, toplum adına takip görevi düşüyor.

Çünkü kişeler bireysel olarak bu adımları atmaktan çeşitli nedenlerle çekinebilir lâkin, sivil toplum zaten tam da bu yüzden yok mu?

Terörü bitirmek için birlik olup, önce terörün yaşam alanını yok etmemiz gerekiyor.

Birlik olabilmek için de, her türlü hak ve hukuku ayrımcılık yapmadan eşit olarak uygulayabilmek.

 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
bbs inşaat Sanberk_yan eskar Gökhan Otel Ramada romatem İBRAHİMOĞLU 2017 konak_dr
Ekcan ÖZEREDEM İNŞAAT Medicalpark cemtur son reklam Beykar BasiskeleSanayi Aytaş Şömine ACARLAR TURİZM YENİ Ford