25 Haziran 2017 Pazar
Gübretaş
Sabahattin Yamak

Sabahattin Yamak

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Şubat ayı yarasalar ve karanlıklar

Sabahattin Yamak

26 Şubat 2016 tarihli yazısı

Şubat ayı bizim için “Şehadet Ayı”dır. Bizler için kıymetli olan ve hayatlarını yalnızca Allah rızası için çalışmaya adayan bir çok isim bu ayda ahirete intikal etmiştir. Bunlardan sadece bir kaçının ismini analım; İskilipli Atıf Hoca, Erbilli M. Esad Efendi, Şeyh Şamil, Metin Yüksel, M. Esad Coşan Hoca, Hasan El-Benna, Malcom X, Necmettin Erbakan Hoca… Allah rahmet etsin, hepsinden razı olsun. Bizlere düşende, onların bıraktığı mirasa sahip çıkıp, bütün insanlığın kurtuluşu, yeni ve adil bir dünyanın kuruluşu için gece gündüz demeden çalışmaktır.

 

Şubat ayı aynı zamanda 1000 yıl sürecek denilen fakat 10 yıl bile sürmeyen karanlık bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığı, bu toprakların gerçek sahiplerinin itildiği, örselendiği, ötelendiği bir zaman dilimine de şahit oldu. O dönem kısada olsa, birçok acı ve sıkıntı yapıldı memleketimin güzel insanlarına. Söylenecek çok şey var. Fakat ben bugün kendi düşüncelerimi değil, o dönemde kaleme alınmış bir köşe yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Bu yazının sahibi bugün hepinizin tanıyacağı bir isim. Kim mi o? Onu bulmayı da size bırakayım. Google’ ye yazdığınızda çıkacaktır eminim…

 

YARASALAR VE KARANLIKLAR

 

Yine, hem de o makama geldikten sonra bir kesimin değil, bütün bir Türkiye’nin Başbakanı olduğu bilinciyle hareket etmesi gereken başbakanımız tarafından anonim bir suçlamaya muhatap olduk: ‘‘Kesintisiz sekiz yıllık eğitime karşı çıkanlar karanlıktan beslenen yarasalardır.’’ Burada açık bir adres verilmediğine göre, sayılarının on beş milyona ulaştığı söylenen İHL ile doğrudan ilgili geniş kitleler de, bu uygulamanın doğuracağı sakıncaları dile getirmeye çalışan eğitimcilerde, ülke tarihinin en büyük reformu olduğu iddia edilen bir politikanın iki aylık bir sürede yıldırım hızıyla çıkartılmasının aslında gizli bir dayatmanın ürünü olduğunu söyleyen özgürlükçü aydınlar da, bu yarasa kategorisine girmiş bulundu. Türkiye’nin ufkunu, Batı medeniyetinin ürünlerini mutlak değerler olarak benimseyen tek tip doğmatik bir robot yetiştirilmesi ile değil, hem Batı hem de kendi geleneğimizin ürünlerine vakıf yeni ve özgün bir aydın tipinin öncülüğü ile aydınlanabileceğini iddia eden bizler de bu kategoriye girdiğimize göre karanlıklar ve yarasalar üzerine biraz tefekkür etmemiz gerekiyor.

 

Önce bizim bakışımızla yarasalar ve karanlıklar. Hiç yarasa gördünüz mü bilmiyorum? Ben bir keresinde Malezya’nın tropikal bölgelerindeki mağaralardan birinde ilerlerken önce ters bir şekilde asılı duran, daha sonra da ürpertici çırpınışlarla mağaranın derinliklerine doğru uçuşan bu yaratıkları, bulundukları ortamda, görme imkânı bulmuştum. İlkellik yüklü bir iğrenme hissinden çok, bir ibret ve hikmet arayışı ile onların varlık dünyasını anlamaya çalıştım. Mağara içindeki bir taşın üzerine oturdum; karanlıklar içinde sunulan aydınlanma derslerine nüfuz etmeye çalıştım.  Her şeyden önce, hiçbir şeyi boşa yaratmamış olan Allah’ın yarattığı yarasaları da, bizi yarasalıkla suçlayan insanları sevdiğimiz gibi sevmekle yükümlü olduğumuzu anladım. Sonra da, onlar, kendini varlık âleminin yegâne güzel unsuru olarak gören müstağni beşer kibri ile değil, yükselişi ve derinliği mahfiyette bulan ve her varlık unsurunda kendinden bir parça gören erdemli Âdemoğlu muhabbeti ile bakmamız gerektiğini. Estetik olarak hoşlanıp hoşlanmamak bir yana, yarasaya bir kanarya muhabbeti ile yaklaşamayan bir insanın gerçek varlık bilincine ulaşabilmesi de mümkün değildir.

 

Sonra karanlıklar. Ah, o derinleştirici ve öğretici gece karanlığı. Gözleme dayalı ampirik düşünce aydınlıkların, felsefi derinliği haiz üstün düşünceler ve ufuklar gece karanlıklarının eseridir. Hz. Musa’yı bir gece karanlığında Turu Sina’da, Hz. İsa’yı bir gece yoğunluğunda Zeytin Dağı’nda, Hz. Muhammed (SAV)’İ bir gece kıyamında Hira’da düşününüz. Bu mekânlarda karanlıkta derinleşen gerçek aydınlık geceler geçirme lütfuna ermiş bir insan olarak ben, böylesi karanlıklarda geçecek bir saniyeyi, kumarhanelerin aydınlatıcı ışıklarında geçirilecek bin yıla değişmem. Bunu da ancak teheccüt zevkini tadan uyanık ve aydınlık insanlar bilebilir. Daha da ileri gidebiliriz. Konfüçyüs’ün, Buda’nın, hatta Hegel, Tolsytoy ve Nietsche’nin gecelerini ellerinden aldığınızda geriye fazla da bir şey kalmaz. Görebilen ve hissedebilenler için karanlıklar, bir nimet ve feyz kaynağıdır.

 

Şimdi biraz seviye düşürelim ve yarasaları ve karanlıkları mutlak olumsuzluk sembolleri olarak görenlerin perspektifinden olaya bakalım. Varsayalım ki, onların dediği gibi insanların görüş kapasitelerini yok eden ve ilerlemelerini engelleyen bir karanlık var. Yine bir misale tezadı ortaya koymaya çalışalım. İstanbul’a bir gece bir de gündüz uçağı ile hiç indiniz mi bilmiyorum. Gündüz aydınlığında inerken, hele hele rotanız tarihi yarımada üzerinden geçiyorsa, bütün detayları açık bir şekilde görürsünüz. Gördüğünüz her detay aslında diğerlerinden farklılaştıkça varlık öznesi ve gözlem nesnesi olarak bir değer kazanır. Yani, Sultanahmet ve Ayasofya, Galata kulesi ve Kız kulesi farklı oldukları için, aydınlıkta onları gözlemenin bir faydası ve anlamı vardır. Bütün binalar ve bütün insanlar tek tip olsaydı, aydınlıkta olmanın da bir anlamı olmayacaktı. Aynı mekânın üzerinde yoğun bir gece karanlığında geçtiğinizi düşününüz. O karanlık içinde bütün varlık âlemi hiçbir farklılığı barındırmıyor intibai verecek şekilde tek tiptir. Dolayısıyla her şeyin tek tip olduğu âleme, uzaydaki bütün ışık kaynaklarının aydınlıklarını yükleseniz de bir şey değişmeyecek ve aslında fiilen karanlıkta olacaksınız demektir. Tek tip bir insanın ve tek tip bir dünyanın aydınlığı aslında içselleştirilmiş karanlıktan başka bir şey değildir.

 

Tek tip insan ve tek tip toplum oluşturmak isteyenler aslında içinde bulundukları karanlığı fark edecek yetenekte insanların çıkmasının doğuracağı aydınlıktan korkmaktadırlar. Bunu daha iyi anlayabilmeleri için, onlara, Eflatun’un Devlet adlı eserinin Yedinci kitabındaki Mağara misalini okumalarını tavsiye ederim. Yine de, Kur’an’ın aydınlığından kaçanlara Eflatun ne söyleyebilir bilemiyorum.      

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
Büyükşehir yasin Bilgi Köprüsü Ramada romatem Sanberk_yan İBRAHİMOĞLU 2017 konak_dr ACARLAR TURİZM YENİ Aytaş Şömine Hazal parke
Ekcan Başiskele Medicalpark Başiskele Sigorta UstGrup cemtur son reklam Beykar Ford