29 Nisan 2017 Cumartesi

Çıktı Al

Tüm Yazılarını Listele

Selfie çubuğu ya da bencilliğin icadı

21 Ocak 2016 tarihli yazısı

Sokaktaki sıradan vatandaştan sistemin en tepesindeki idarecilere kadar hemen her düzlemde modern teknolojinin hayatımızı kolaylaştıran yanlarından bahsederiz hep. Bu böyledir ve böylede devam edeceğe benzemektedir. Zira Doğunun Batı ile teması daha çok teknik alanda olduğu için batının tekniğinin alınıp geri kalanının bırakılmasına yönelik tartışmalar yaklaşık üç yüz yıldır gündemimizi meşgul etmiştir. Elbette ki bu yazı dolaysıyla süregelen tartışmaya mütevazı bir katkı sunma niyetinde değilim. Bilakis tekniğin neredeyse bir çocuk oyuncağı haline getirildiği günümüz algısındaki çarpıklığa değinerek “ilericiliğimize”ironik bir yaklaşımda bulunma gayretindeyim. 

Öncelikle şunun altını çizmek gerekir ki; teknolojik aygıtların insan hayatında edindiği yerin önemini inkâra kalkışmak yaşanılan yüzyılın tabii reflekslerini bilmemekle ilgili bir yanlışlığa işaret eder. Diğer yandan varolan teknolojiyi popüler kültürün işlerliğine yönelik bir zeminde tüketmek ise gidilen yolun pek de sağlıklı bir yere çıkmayacağı anlamına gelir. Bu minval üzerinden elimizin altındaki son model telefonlarla yaşadığımız hayat arasındaki tuhaf ilişkiye dönüp dikkatle bakmamız gerekiyor. Kullandığımız telefonların bir iletişim aracına mı yoksa bir gösteriş nesnesine mi dönüştüğünü yeniden yorumlarsak, neyi nerede, nasıl kullanacağımızda kendiliğinden ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.

Öne Çıkarılan Ben

Sizi bilmem ama ben bu sosyal medya üzerinden yapılan görüntü bombardımanından fena halde sıkılmış durumdayım. Bir insanın gündelik yaşamının her anını sosyal medya üzerinden ifşa etmesini artık normal bir durumundan sayamayız. Yaşanılan her anın birtakım fotoğraflar aracılığıyla ifşa edilmesi sosyo-psiklojik anlamda düştüğümüz travmatik durumun en bariz göstergesidir. Ya toplum olarak bu travmatik durumla zamanında yüzleşiriz ya da gitgide hastalıklı bir gösterge topluma dönüşürüz. Sosyal medya hesapları, whatsapp gurupları, paylaşılan fotoğraflar, anlık bildirimler, gidilen yerler, yenilen yemekler, yapılan toplantılar, komşu gezmeleri, altın günleri, bayramlar, seyranlar, düğünler, nişanlar, sünnetler ilh. Yediden yetmişe hepimiz bu gerçekliği olmayan sanal vahametin içinde döndürülüyoruz. Paylaştığımız her anın görüntüsü ve ardından beklenilen beğenilme dürtüsü gide gide sürekli egosunun okşanmasını bekleyen bireylere dönüştürüyor bizi. Artık kurulan dostluklar kadar yaşanılan düşmanlıklar da sanal dünya üzerinden yürütülebiliyor. Karşı taraf hakkındaki düşünceniz, gönderdiğiniz iletinin beğeni durumuna göre şekillenebiliyor mesela. Daha çok beğeni daha çok dostluk kazandırırken beğenmeme yada tarafsız kalma sizi ilgisiz bir soğukluğa yada popüler dilde asosyal bir duruma itebiliyor. 

Bu minvalde sanal dünyanın özellikle selfie yapmak diye tabir edilen durumu toplumun bütün sosyal katmanlarında ciddi bir rağbet görüyor. Siyasetçisinden esnafına, hocasından talebesine kadar hemen her alanda aynı davranış kalıbıyla karşılaşıyoruz. Koca koca adamlardan ilkokul çocuklarına kadar hemen herkesi içerisine alan komik bir kadraj var artık önümüzde. Kol boyu mesafesinde kişinin kendisini öne alarak arkasındaki durum ya da kişileri kadraja sığdırmasıyla yapılan bir fotoğraflama durumu diye özetlenebilir selfie ya da Türkçe uydurukluğuyla özçekim. İlk bakışta çok masumane bir eğlence gibi duran bu çekim tekniği psikolojik bir analize tabi tutulduğunda oldukça vahim sonuçlar çıkarabiliyor önümüze. Mesela kişinin her durum ve koşulda kendini öncelemesi gibi bir garabetle yüzleşebiliriz. Bu anlamda selfieyi, benliğin gizli bir özne olmaktan çıkarılıp göze sokulan biricadı olarak okumak mümkün. Bir kadraj vesilesi ile bencilliğin yeniden icad edilip çoğaltılmasıyla karşı karşıya olduğumuz ise bu gerçekliğin cabası.

Oysa konuştuğumuzun dilden içinde bulunduğumuz kültürel atmosfere kadar etrafımızı saran maddi manevi bütün unsurlar ben olgusunun hep gizli bir özne olarak saklanmasını tavsiye etmiştir bize. Konuştuğumuz dil,ben’in ikinci planda kalmasını önceler. “Eve gidiyorum” derken bile, giden kişinin benliğini, gitmek fiilinde saklı tutan bir dilin güzelliğinde yaşıyoruz. Ve zihnimizin işleyiş biçimi doğal olarak bu dilin kalıplarına göre şekilleniyor. Bu toprakları mayalayan tasavvuf öğretisi benliğin başkası karşısında eritilmesini önceler. Din bencillikten sıyrılıp diğerkâmlığı emreder. Felsefe “kendini tanı” der. Biz ise değişiyor ve değişimin çarpıklığında ısrar ediyoruz. Değişmek elbette ki toplumsal bir kaderdir ve kendi sürekliliği için olmazsa olmaz bir gerekliliği vardır.Fakat her ne olursak olalım, istesek de istemesek de benlik dediğimiz olgu bu toplumun reflekslerinde hoşlanılmayan bir yerde konumlandırılmıştır hep. Fakat biz ısrarla bu konumun yerini saptırma çabasındayız. Toplumsal reflekslerimizi tekniğin boyunduruğu altında yeniden şekillendirmeyi değişimin olmazsa olmaz şartı gibi kabul etme eğilimindeyiz.Selfie çubuğuyla gizli bir egonun inşasından başkasını yapmıyoruz şimdilik. Oysa selfie çubuğuyla belirlenen kadrajda öncelenen kendimizken arka plandakileri bu fotoğrafın estetik bir fonuna dönüştürüyoruz ister istemez.  Benliğini eriteni aşağılıyorken her platformda egosunu öne çıkaranları alkışlıyoruz. Bu haliyle mütevazılık anlaşılmaz bir hastalık olarak algılanıyor toplum belleğinde.  Gizli ya da açık olarak “ben, ben, ben” diye egosunu cilalayanların ise ödüllendirildiği bir döneme giriyoruz. Elimizdeki işi hakkıyla yapmaktansa yapılan işin görüntüsünü en iyi şekilde vermeyi ilerlemek olarak vehmediyoruz. Yemeğin tadındansa masanınestetize edilmesini önceliyoruz. Bu normallik değil, başlı başına bir anomalidir. Elleri üstünde yürüyen toplumun normalleştirilmiş halidir. Anomalinin ise hakikatte karşılığı yoktur. Normalliğin kalıcılığındansa anomalinin geçiciliğine gösterdiğimiz özenin karşılığı en fazlasından bir kahkaha tufanı olarak dönecektir bize.  Bu benlik cilalayıcı parodik fotoğrafların ise geleceğin dudaklarında alaycı bir tebessüm olarak kalacağı kesindir. 

Yorum Yaz

Adınız :

Yorumunuz :

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Kocaeli Bizim Yaka Gazetesi

Karabaş Mah. Şehabettin Bilgisu Cad. Cebesoy Sok. Esentığ Apt. Kat: 1 (Eski Valilik Karşısı) İzmit KOCAELİ

İzmit Telefon: (0 262) 325 41 00

Bu sitenin sahip olduğu tüm resim, yazı ve makale hakları Bizim Yaka Gazetesi'ne ait olup kaynak gösterilmeden izinsiz bir biçimde kullanılamaz.
romatem Çakır Ayakkabı İBRAHİMOĞLU 2017 konak_dr ACARLAR TURİZM YENİ Beykar Hazal parke
Ekcan UstGrup ulusoy_yufka cemtur son reklam kesmar